Ana içeriğe atla

Kayıtlar

14 Şubat Kapuskası

Annemler bu hafta sonu bize geleceklerdi ama gelmediler. Öğleden sonra aradım. Aklım sıra ‘Neden gelmediniz, önümüzdeki hafta gelecek misiniz, gelecekseniz ne zaman geleceksiniz veya geçtiğimiz üç hafta sonu boyunca bize gelmekten son anda vazgeçmenizin arkasında ne gibi bir delilik var, teşhis konuldu mu, doktorlar olayı aydınlatabildi mi, diye sorucam. Girizgah niyetine 'Naber anne, nasılsınız' dedim… 'Hiç valla bizde sevgililer günü kutlamasından şimdi geldik' dedi. Bizim ailede özel gün kutlama geleneği yoktur. O yüzden merak ettim. 'Hayırdır, nereye gittiniz, ne yaptınız' diye sordum. Annem anlattı, bende size anlatayım… Sabah kahvaltıda babam ‘Seni nereye istersen götürücem, ne istersen yediricem, bütün vaktimi sana ayırıyorum’ demiş anneme… Annem ilkten sevgililer gününü hatırlayamadığı için, bu teklif pek bir garibine gitmiş. Sevgililer gününü hatırlayınca daha da garibine gitmiş. Kırk yedi senedir ilk defa böyle bir şey duyduğu için ‘Adama bir ...

Bir Melek Hikayesi

Ne zaman televizyonu açsak, haber dinlesek veya sosyal medyaya baksak "Kadına şiddet" haberlerinden biri ile yüz yüze geliyoruz. Kadınlar ve korteksi gelişmiş erkekler, bu gidişata bir "Dur" demeye çalışıyorlar ama nafile… Etkinlikler, erkeklerin Allah vergisi fiziksel gücü karşısındaki çaresizliğimizle paralel perişanlıklardan öteye geçemiyor. Geçenlerde yine televizyonda, konusu "Kadına yönelik şiddetin önlenmesi" olan bir açık hava toplantısı seyrediyordum. O sırada sokaktan geçen ve konu hakkında düşünceleri sorulan kadınlardan bir tanesi, kendisine uzatılan mikrofona "Yirmi beş senedir evliyim, bunca senedir neden dayak yediğimi biri bana söylesin, Allah aşkına" dedi. Yer; Samsun, Cumhuriyet Meydanı… Kadının bu haklı fakat umutsuz isyanı aklıma kendi ailemden bir "Kadına şiddet" hikâyesini getirdi. Dedemin ablası, babamın halası, benim de büyük halam Melek'in koca dayağından ölmesini… Yıl 1920…  Büyük dedem Ali Rı...

Ey Atlılar Atlılar…

Babam bizimle telefonda direkt konuşmaz. Telefonu anneme açtırır, annem bizimle konuşurken, O’da arka plandan "Söyle o’na şöyle yapsın, böyle yapsın" diye bağırır. Annem babamın söylediklerinin bazılarını yanlış anlar. Bazen de bizim verdiğimiz cevapları yanlış aktarır. O yüzden karşılıklı konuşsak beş dakika sürecek görüşme, olur sana yirmi beş dakika… En sonunda da babam hepimizi "Kapatın artık şu telefonu, Türk Telekom'u zengin ettiniz" diye azarlar. Annemin "Aaa, üstüme iyilik sağlık… O zaman, kendin ara, ne diyeceksen de. Ben mi açtım telefonu…" diyen sesi ile görüşme biter. Babam geçenlerde bana yine telefon açtırdı. Anneme "Söyle O’na, Osmanlı Gümülcine’den ricat ederken, dedesinin başına gelenleri yazsın" demiş. Cümle basit. O yüzden kolay anlaştık. Fakat anlayamadığım babamın benim yazdıklarıma ilgisi. Bundan birkaç yıl önce, doğum gününde, kendisini anlatan bir blog yazmıştım. Akşamına annem aradı, "Baban, okudum yazıyı, ...

Bir Kız İsteme Hikâyesi

Kız istemenin yerleşik usulleri  vardır. Oğlan evinden bir büyük söze girer; efendim gençler tanışmışlar, anlaşmışlar, kararlarını vermişler. Bize de Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile, kızınız filancayı, oğlumuz feşmancaya istemek düşer’ der… Kız babası verimkârsa ‘eh o zaman bize de hayırlı olsun’ demek düşer, diyerek cevap verir. Biz bi düşünelim, kızımız küçük, daha okuyacak, önünde ablası var’ gibi cevaplar verilirse, zemin yaş demektir. Bazı yörelerde bundan daha manidar tepkiler olur. Kahveler tatlı ise ‘verdik gitti’, acı ise ‘hiç kusura bakmayın’ anlamı çıkar. Acı kahveyi içen oğlan evi, sessiz sedasız kalkar gider. Gerçi yeni zamanlarda artık bu şekilde oluyor mu, tam emin değilim. Hatta geçende bununla ilgili bir karikatür gördüm. Oğlanın babası ‘efendim gençler tanışmışlar, anlaşmışlar, sevişmişler, bacak omuza yapmışlar’ diye lafa giriyordu. Kız babası da ‘eh o zaman bize de bok yemek düşer’ diye cevap veriyordu. Benim detayları ile hatırladığım ilk kız is...

Erkeğinizi Yatma Pozisyonundan Tanıyın…

Beraber olduğunuz erkeği ne kadar tanıyorsunuz? Karakteri hakkında gerçek bir fikriniz var mı? Kafasından aslında neler geçiyor? Alarm zillerinin çalmaya başladığını nasıl anlarsınız, gibi kadınların içine dert olan bir sürü sorunun cevabını verecek yöntem, nihayet bulundu… Avrupa muhabirimiz Gülmelek Banter’in haberi… Diş fırçası sapının açısını araştıran bir grup İsviçre’li bilim adamı, güney Fransa’da düzenlenen uluslararası bir sempozyumda, bir grup ‘kırık saç uzmanı’ ile birlikte konu hakkında yaptıkları araştırmanın sonuçlarını halka açıkladılar. Düzenlenen basın toplantısında, diş fırçası sapı ekibinden Dr. Agustus Bravn söz alarak ‘ödipal dönemi başarı ile atlatamadığı için adölesan çağında takılıp kalmış erkekleri anlamayı çalışan kadınların  çilesi, bilim adamı olarak bizleri derinden etkiledi. Uzun süredir konunun üzerinde çalışıyoruz. Dünyanın çeşitli bölgelerinden 5 erkek denek üzerinde yaptığımız çalışmaların neticesinde anladık ki, bir erkeği yatakta gö...

Neden Bana Aşk Şarkısı Yazan Çıkmaz…

Dikkat ettiyseniz yazının başlığı soru işareti ile bitmiyor. Neden? Bak ‘neden, soru işareti ile bitiyor. Çünkü O sapına kadar bir  soru. Ama ‘neden bana aşk şarkısı yazan çıkmaz’ soru değil, bir durum tesbiti. Hem de yarım kalmış bir durum tesbiti. O nerden belli, derseniz üç nokta ile bitmesinden belli, diye cevap vermem gerekir. Üç nokta aslında, yazar tarafından, okuyucusuna yapılmış bir kötülüktür. Okuyucuyu belirsiz durumlara sürükler. Demek ki, ben sadece kendisine aşk şarkısı yazılmayan bir insan değilim, içi kötülükle dolu bir yazarım. Böyle şeyler yazdığıma göre, ihtimal kafayı iyice sıyırdım. Aslına bakarsanız kafayı daha önce sıyırdığımı zannediyordum ama sıyırmamışta olabilirim tabii. Sadece öyle olduğunu düşünmüşümdür belki. Veya şimdi bir kademe daha ileriye geçtiğim için, eski hallerim bana normal geliyor. Eğer önümüzdeki yıllarda biraz daha delirmeyi başarabilirsem, o zamanda bugünkü halim için ‘o yıllarda kafayı sıyırdığımı düşünüyordum ama sıyırmamışım işte...

Şengül Hamamı’nın Duvarı’nın Anarşikler Tarafından Havaya Uçurulması

Televizyonun icad edildiği fakat henüz evlerimizin baş köşesine gelip yerleşmediği günlerde, hep aynı komşularla hep aynı mahalle dedikodularını yapmaktan bunalan insanlar, eğlenmek ve sosyalleşmek için gazinoya giderlerdi. 1967 senesinde, Ankara’nın en meşhur gazinosu, Gençlik Parkı’nın içindeki Beyaz Saray’dı. O yıllarda bu gazinonun sahnesine çıkan herkes, Zeki Müren’de dahil olmak üzere, aynı zamanda Ankara Radyosu’nda devlet sanatçısı olarak çalışıyordu ve halk, kimi zaman mahalle dedikodularından bile daha eğlendirici bulduğu radyodan, sadece ismini ve sesini duyduğu bu hanende ve sazendelerin suretini görmek için de geliyordu gazinoya. Ankara Radyosu o yıllarda ‘şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın’ şarkısının bestecisi Muzaffer İlkar tarafından büyük bir disiplinle idare ediliyordu. Ama işin içinde bir de ‘sen hep beni mazideki halimle tanırsın’ diyen Selahattin İnal vardı ki, solfej öğretsin diye kendisine gönderilen stajyelerle ilk dersini yaptıktan sonra, kapı...